‘Kanser’
472 okunma

‘Kanser’

ABONE OL
23 Şubat 2023 08:04
‘Kanser’
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“Hayat trajiktir çünkü dünya dönüyor, güneş karşı konulmaz bir şekilde doğup batıyor ve bir gün her birimiz için güneş son kez batacak…”

James Baldwin

Covid-19 ile maske kullanma alışkanlığı edinmeden hemen evvel enfeksiyon riskine karşı maske takan kanser hastalarına uzaydan gelmiş gibi davranan insanlar olduğumuzu inkar edemeyiz değil mi?

Oysa kanser, yaşadığımız çağın artarak devam eden en büyük sağlık problemlerinden sadece biri. Her yıl binlerce insanımıza kanser teşhisi koyuluyor ve binlerce insanımız da kanser nedeniyle hayatını kaybediyor. Bilim dünyasında da buna paralel olarak kişiye özel genetik haritalandırma üzerinden tedavi arayışını sürdürüyor.

Aslında kanserin bilinirlik tarihi çok eskilere dayanıyor. Hipokrat’ın “cancer” olarak adlandırdığı ve “yengeç” anlamına gelen kanser, Antik ve Ortaçağ kayıtlarına “tedavisi mümkün olmayan bir hastalık” olarak geçirilmiştir.

Günümüzde kanserli dokuyu kesip vücuttan uzaklaştırma, yakma/dondurma ve kemoterapi olarak bildiğimiz ilaç tedavisi dışında “İmmünoterapi” kanser tedavisinde bir yöntem olarak kullanılmaktadır. Bu biyolojik tedavi, gen testi yapıldıktan sonra bağışıklık sistemini aktive ederek veya baskılayarak hastalığı tedavi etme çalışmasıdır.

Vücudumuzda bulunan tüm hücreler birbirinden habersiz bütünün bir parçası gibi hareket ederek bölünür, çoğalır, ölürler..Çocukluk, gençlik dönemlerimizde çok fazla, ilerleyen yaşlarda ise daha az bölünerek hayatın devamlılığını sağlayan hücreler genetik olarak bozulduğunda, işlevini kaybettiğinde, yaşlandığında vücudumuz tarafından; ” (apoptozis) kendi kendini yok et!” emri verilerek veya “(nekroz) çürüme” yoluyla imha edilmektedir.

Kanserle birlikte işler biraz karışır, zira kanser bulunduğu dokuya işgal yoluyla( örneğin viral bir hastalıkla birlikte) veya DNA’daki mutasyonlara bağlı olarak vücudun diğer organlarına ise metastaz yoluyla yayılan anormal büyüme ve sınırsız bölünme potansiyeline sahip tümör ve 200’den fazla hastalığın ortak adıdır. Ve kanser hangi organ/doku üzerinde tespit edildi ise oranın adını alır .

Örneğin : Akciğer epitel hücrelerinde ise Akciğer Kanseri, Meme bağ dokusunda ise Meme Kanseri gibi..

Bölünerek biriken hücreler “iyi huylu (benign) ” ise büyüme gösterse bile yayılma göstermez. Genellikle pürüzsüz bir yüzeye sahiptir. Halk arasında habis denilen “kötü huylu (malingnat)” düzensiz kitle yani tümörler yaklaşık 2-3 mm çapa ulaştığında ihtiyaç duyduğu besin maddesi ve oksijeni daha fazla alabilmek için damarlanma gösterir ve bu kan damarı benzeri yapı yoluyla kanserli hücreler asıl kan damarı ya da lenf damarlarına geçerler. Bu geçiş onu en yakın organ/dokuya taşır ve metastaz dediğimiz hücre sıçramasını, orada da kanserli hücre çoğalmasının önünü açarak yayılma gösterir.

Kanserin bilinen 2 ana nedeni vardır;

1. Onarım Genlerinde Meydana Gelen Mutasyonlar

2. Kalıtımsal Olarak Aktarım

1946 Mardin – Savur doğumlu, gururumuz Kuzey Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü Öğretim Görevlisi Moleküler Biyolog Prof. Dr. Aziz Sancar ve onunla birlikte 2015 yılı Kimya Nobel Ödülünü alan araştırmacılar; DNA onarım mekanizmasında rol alan genlerin bazılarını ve nasıl çalıştığını belirlemişlerdir.

Bahri Karaçay, Yaşamın Sırrı DNA (6. Bölüm Kanser sy: 147-164), 7. Baskı TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, Ekim – 2020 /Ankara) kitabından bir örnekle açıklamaya çalışmadan önce Sayın Sancar’ın ulusal basında yer alan açıklamasından bir bölümü paylaşmak istiyorum ;

“Kanser tedavisinde kullanılan ilaçların çoğu DNA’yı tahrip ediyor ve vücutta bulunan DNA onarım mekanizmaları, o kanser hücrelerinin yaşamasını sağlıyor. Biz bu mekanizmayı anlamak, aydınlatmak için bir çalışma başlattık. Bu mekanizmayı anlayınca onu “inhibe” edip, kanser hücrelerinin normal hücrelerden daha önce öldürülmesini sağlamaya çalışacağız. DNA onarımı mekanizmasını aydınlatmak, kanser tedavisi noktasında çok önemli. Gayemiz bu mekanizmayı açıklamak.”

Hücre çekirdeğinde yer alan Deoksiribo Nükleik Asit (DNA) , Pürin – Adenin (A) ve Guanin (G) – ve Pirimidin – Timin (T) ve Sitozin ( C)- bazlarından, fosfor ve 5 karbonlu şekerden oluşur. Hücre bölünmesi sırasında DNA sarmalı açılarak kendini eşler.. Helikaz enzimi ile açılan DNA sarmalı, yeniden eşlenirken devreye giren DNA polimeraz enzimi bazları birbirine karşılıklı olarak bağlar. Burada C karşılık G bağlanması gerekirken bilinmeyen bir nedenle T’nin bağlandığı görülür. DNA’da “Onarım Genleri (p53 gibi)” bu hatayı fark eder ve DNA polimerazın bir parçası olan “ekzonükleaz enzimi” aracılığı ile hatalı nükleotidi siler. DNA polimeraz yeniden, silinme sonrası oluşan boşluğa dönüp doğru bir şekilde kodlama yaparak DNA’daki hatayı onarır. İşte bu hata onarıcı genlerde de mutasyon görülmektedir. Onarım mekanizmasında bozulma sonucu DNA’da meydana gelen mutasyon birikmesi kanserin ortaya çıkmasına sebep olur.

Bir diğer kanser sebebi olarak saydığımız yapılan araştırmalar neticesinde %10-15’lik bir pay ile kalıtımsal olduğu kabul edilmektedir.

Bir kanserin anne ve babadan çocuğa geçebilmesi için öncelikle eşey krozomunda yer alması ve üstsoylarında da olması gerekmektedir. Bilim insanı Mary-Claire King ve ekibi 1970’li yılların başından itibaren 20 yıla yakın bir süreyle kadınlarda sıklıkla erkeklerde nadiren görülen Meme Kanseri’nin kalıtımsal olup olmadığını ve hangi genlerle taşındığını bulmaya çalışmıştır. Bunun için “Meme Kanseri” teşhis edilmiş kadınların üstsoylarında kanser öyküsü olup olmadığı sorgulanmış özellikle 35 – 40 yaş arası hastaların kanlarını ve genetik yapısı incelenmiştir. 2014 yapımı “Anneı Parker’ın Şifresi” adıyla vizyona giren filme de ilham olmuş bu araştırma BRCA-1 ve BRCA-2 geni ile taşındığı ve kalıtsal olduğunu ispatlamayı başarmışlardır.

İlginç bir çalışma ise Mark Wolynn’un Seninle Başlamadı kitabından (48.Baskı, s: 91). John Hopkins ünv. ‘de 1 100 öğrenci üzerinde 50 yıl boyunca yürütülen bir çalışmada kanserin bireylerde ebeveynleri ile uzaklık ilişkisine bağlı olarak da ortaya çıkabildiği yönündedir. Yani ebeveynlerimiz ile ilişkimiz ne kadar uzak ise kanser olma ihtimalimiz o kadar fazla..

Kanser ile beslenme arasında önemli bir bağ mevcut. Dengeli ve yeterli beslemediğimizde bağışıklık sistemimiz düşüşe geçmekte, enfeksiyonlar başta olmak üzere her türlü hastalığa açık hale geliyoruz. Bu bağlamda organik veya doğala yakın üretilen ya da yetiştirilen gıdaları işlenmiş gıdalara tercih etmek gerekmektedir.

Beslenme önemli bir faktör lakin ben ve benim gibi çiftçilik yapan, başta fungal hastalıklar ile mücadelede sistemik pestisit tercih eden meslek sahipleri kanser riski taşımaktadır. Tıpkı riskli diğer meslek gruplarında olduğu gibi.. Örneğin ; radyolojik görüntüleme yapan radyoloji uzmanları, kimyagerler, maden işçileri..de potansiyel kanser hastasıdır.

Yaşam kalitemizi etkileyen en önemli bir diğer unsur ise soluduğumuz hava.. Çernobil örneğinde olduğu gibi radyoaktif maddelerin kaza sonucu yayılması ve doğrudan ya da dolaylı olarak maruz kalınması ile nesiller boyu kanser görülebilmektedir.

Ve yine çevre kirleticileden biri olan ülkemizde de Kahraman Maraş Afşin-Elbistan ve Muğla Yatağan’da bulunan termik santraller o bölge halkı için solunan hava kirliliğine bağlı kanser risk faktörüdür. Başta Akciğer Kanseri olmak üzere çeşitli kanserlerde artış da gözlemlenmektedir.

Su fakiri ülkeler içerisinde yer almaktayız. Buna karşın ısrarla tatlı su kaynaklarımızı hoyratça kullanmaktan geri durmuyoruz. Tarımsal sulama, kimyasal gübreleme, pestisitler.. OSB’lerin arıtılmamış atık suları…jeotermallerin geri döndürülmeyen suları yer altı kaynak suları, kanalizasyon sızıntıları ya da dere/nehirlere hatta denizlerimize kontrolsüzce geçmektedir. Bu bağlamda kanser başta olmak üzere pekçok hastalığın davetlisiyesini çıkarmaktayız.

1969’dan itibaren ABD yasaklanan tütün ve tütün mamüllerinin reklamına karşın, ülkemizde – özel kanalların açılması ile birlikte- uzun yıllar tv ekranlarını süslediği su götürmez bir gerçektir. Oysa keyf verici maddeler bağımlılıkla beraber, çevre kirleticiler kadarkanser riskini artırmaktadır..

Yaş da bir risk faktörü sayılabilir. Yaşa uygun doğru ve dengeli beslenme, açık ve temiz havada düzenli egzersiz, bol su tüketimi, kilo kontrolü… deterjan ile teması azaltmak,…viral hastalıklara mümkün olduğunca yakalanmamak..gibi kişisel önlemler sağlıklı bir ömür sürmemizi sağlayabilir.

Unutmamak gerekir ki kanser, sinsi ilerleyen hepimizin hayat yolculuğuna gribe yakalanmak kadar normalleşmiş bir hastalıktır. Bu nedenle en etkin korunma yolu 40 yaş üzeri erken tanı ve tedavi için tarama merkezlerinde kontroller veya sağlık kuruluşlarında yıllık check – up yaptırmaktır.

Hiçbirimizin güneşi kanser sebebi ile batmasın!

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP