X
DOĞU TÜRKİSTAN MESELESİ
177 okunma

DOĞU TÜRKİSTAN MESELESİ

ABONE OL
10 Ocak 2023 20:52
DOĞU TÜRKİSTAN MESELESİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türk’ün ve İslam’ın Meselesi

‘Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür.’

İki hafta önceki yazımı, ‘Türkistan tarihini bir sayfa boyuna sığdırmak elbette mümkün değil’ cümlesi ile bitirmiştim. Bu hafta kaldığım yerden devam ediyorum. Yalnız birkaç farkla… Öncelikle bu yazımda tarihsel süreci kısa kesip birkaç değerlendirme, bazı haber metinleri ve bir kıyaslama kullanmak istiyorum.

19.yy’ın ikinci yarısından itibaren katlanarak devam eden Türkistan meselesi, Kaşgar Hanlığı’nın Osmanlı Devleti’ne elçi göndermesi ve Osmanlıların Doğu Türkistan’a yardım etmesi sürecinde farklı bir yol almıştır. Han Yakup Bey’in Doğu Türkistan’da hutbeleri Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz adına okutması ayrıca Osmanlıların Yakup Bey’e ‘Emir-ül Müslimin’ ünvanı vermesi Doğu-Batı ekseninle bir bütünlük sağlamak açısından önem arz etmektedir. Ve fakat Osmanlı’nın el vermesiyle başlayan 1870’ler Doğu Türkistan için umulduğu gibi gitmemiş, Çin 1873’te Kansu bölgesini1878’de Kaşgar’ı işgal etmiştir. Aynı tarihler Osmanlı açısından tarihe 93 harbi olarak geçen 1877-78 Rus savaşına tekabül ettiği için devlet doğuya bakışlarını çevirememiştir. Çin bu süreçten sonra bölgeye, halen kullanılan fakat Türk Milleti’nin uzak durması gereken bir sözcük olan ‘Sinkiang’ (Yeni Sömürge) adını vermiştir. 1911 yılında Çin’de vuku bulan ihtilal sonrasında nefes alan Doğu Türkistan, bu sefer Rusların Urumçi’yi işgal etmesi ile sarsılmıştır. Akabinde gelişen olayları kronolojik olarak ele almak gerekirse 1931’de Hoca Hacı Niyaz önderliğinde Çin’e karşı patlak veren isyan sonucunda 1933’te ‘Milli İhtilal Komitesi’ kurulmuş ve bu arada ‘Şarki Türkistan Türk-İslam Cumhuriyeti’ ilan edilmiştir. Uzun ömürlü olmayan bu hareketten sonra yakın tarihe yaklaşırken Türkler, Çin içerisindeki karışıklardan da yararlanarak Çin Komünistlerinin rakibi Çang-Kay Şek kuvvetlerini yenip 7 Kasım 1944’te Müstakil Şarki Türkistan Cumhuriyetini ilan etmişlerdir. Tarihin bir cilvesi olarak nasıl ki 1870’lerde Osmanlın Devleti’nde bir Rus belası var ve Osmanlılar doğuda olan bitene bakamıyorlar ise 1944 yılında da Türkiye’de gıyabi Sovyet tehlikesi vuku bulmuş ve Türkçülüğün manevi lideri Atsız ve arkadaşları tabutluk cezalarına çarptırılmış idi… Bu da apayrı bir konuyu kapsamakta… Fakat yine de Türkiye medyasının farklı zaman dilimlerinde de olsa ‘Dış Türkler’ mevzusuna ilgisini Havadis Gazetesi’nin 7 Ocak 1957 tarihli “…Dış Türklerin, bugünkü Türkiye ile tabiî bir irtibatları ve alakaları vardır. Onların yüzü bu toprağa dönüktür. Ruhlarında bu ülkenin iştiyakı, gözlerinde bu bayrağın hasreti vardır. Türkiye çok tabiî olarak için onlar bir manevi hami durumundadır.” haberinde görebiliyoruz…

1949 Doğu Türkistan açısından kötü günlerin bittiği daha kötü günlerin başladığı bir tarihi ihtiva eder. O yıl Çin’de Mao önderliğindeki Komünistler iç savaşı kazanmış ve Doğu Türkistan’ı tekrar işgal ettikleri gibi radikal mahalli politikalarına da hız vermişler etnik bir asimile organizasyonuna başvurmuşlardı ki bunun devamı günümüzde bile sürmektedir. Bu arada adını anmadan geçemeyeceğim bir diğer kişi Osman Batur’dur. Çin zulmüne karşı 1951’de başlayan direniş hareketi 29 Nisan 1951’de Osman Batur’un şehit edilmesi ve akabinde 1953’e kadar binlerce Türk’ün katledilmesi ile bastırılmıştır…

Siyasi tarihi zaman mefhumuyla kısaltarak anlattıktan sonra, günümüzde bile bazı Çin sevicilerin ardına sığındıkları ‘tarihi, siyasi ve ekonomik sebeplerden ve kültürel açıdan azınlıkların kendi kendilerini yönetemeyecekleri’ düsturu Çarlık Rusya, Sovyetler ve akabinde Çin tarafından hala kullanılan bir kavramdır. Keza ‘toplama kampları’ da onlara göre bu noktadan sirayet edilmesi gereken bir yaklaşımdır. Peki bu kamplar Doğu Türkistan açısından yeni bir husus mudur? Elbette ki hayır! Türkistan dergisinin Haziran-Temmuz 1953 tarihli sayısında rastladığım şu haber demek istediğimi açıklayacaktır diye umuyorum, “Akmolla şehrinin yakınlarında 1952’nin ikinci yarısında beşi erkeklere ve biri de kadınlara mahsus olmak üzere 6 toplama kampı kurulmuştur. 1953 Ocak ayında 8000 kadın ve erkek bu toplama kamplarına tutkun olarak hapsedilmiştir…”

Şimdi ise Doğu Türkistan meselesini bir kenara bırakıp Filistin konusunu üzerine birkaç konu belirtmek istiyorum. Öncelikle Türk Milleti dün olduğu gibi bugünde din kardeşlerinin yanındadır. Mescid-i Aksa İslam’ın ilk kıblesidir ve oraya namahrem hiçbir el herhangi bir surette sürülemez! Ve sürülen eli oradan çıkarmanın ‘kınamaktan’ başka yolları da olmalıdır. Bu yol ne midir? Bunu çok sevdiğim, görüşlerine önem verdiğim Prof. Dr. Özgür Demirtaş açıkladığı için bana söz söyleme hakkı kalmıyor…

Doğu Türkistan meselesine geri dönecek olursak, oradaki insanlar yüzyılı aşkın süredir eziyet çekmekteler! Oradaki insanlar Arap olmadıkları için mi hem ülkemin hem İslam âleminin gerektiği kadar dikkatini çekmemekteler? Tarihi çok değil 1 sene öncesine geri alacak olursak Filistin lideri Mahmut Abbas Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile yaptığı telefon görüşmesinden sonra Çin’in Doğu Türkistan’da Uygur Türklerine karşı uyguladığı politikalarında desteğini sunduğunu bildirmişti. Fakat Türk Milleti şahısların hesaplarından daha büyüktür. Öyle ki Doğu Türkistan Milli Meclis Başkanı Seyit Tümtürk “Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas Çin’in Doğu Türkistan’daki soykırımını desteklese de biz Uygurlar her zaman ve her yerde topyekûn zalime karşı mazlumun yanındayız.” ifadesini kullanmıştır…

Bugünkü yazımı, bir zamanlar olduğu gibi bugünde Doğu Türkistan davasını gönlünde hisseden her ferdin ‘Misak-ı Millisi’ ile bitiriyorum.

Milli Amentü

1- Türkistan kayıtsız şartsız müstakil olacaktır.

2- Türkistan, şark, garp, cenup ve şimal isimleriyle parçalanamaz bir bütündür.

3- Türkistan, vilayet taksimatına dayanan ve bir merkezden idare edilen demokratik bir cumhuriyet olacaktır. Bölge ve kabile isimlerine dayanan, parçalayıcı, federal idare şekli, düşman taktiği olduğundan, Türkistan istiklal ve istikbalinin selameti için muzirdir.

4- Türkistan İstiklalcileri, Rus ve Çin’den başka her fert, cemiyet, millet ve devletten –Türkistan İstiklalini kayıtsız ve şartsız tanıdıkları takdirde- maddi ve manevi hiçbir vaat ve tavizde bulunmadan yardım kabul edebilirler.

5- Türkistan İstiklalcileri, hiçbir milletin düşmanı değildirler. Düşman olarak tanıdıkları tek varlık Türkistan İstiklalini gasp eden ve bundan sonra da gaspa devamla hak ve hukukunu çiğnemeye ısrar edecek olan emperyalist zihniyet ve ideolojilerdir.

 

 

 

 

 

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP